Ana sayfa Eğlence Hz. Ali’nin Cömertliği

Hz. Ali’nin Cömertliği

53
0
PAYLAŞ

Hz. Ali hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış, akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu.

Devenin yuları, yardımcısı Kamber’in elinde, kendisi de önde gidiyordu. Medine’nin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu:

– Ne olur Allah rızası için!… diyordu.

İşte bu sırada sesi duyan Hz. Ali ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçti.

Hz. Ali soruyor:

– Kamber ne istiyor bu yoksul?

– Hurma istiyor Efendim!

– Ver öyleyse!…- Hurma çuvalda Efendim!

– Çuvalla ver öyle ise!…

– Çuval da devenin üzerinde!…

– Deveyle ver öyle ise!…

Emri yerine getiren Kamber der ki: Devenin ipi de benim elimde demekten korktum. Çünkü beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi.

Çok Geç Kalmadan Hikayesi :

Bugün otobüste bir dedeyle karşılaştım.

Gördüğüm manzara inanılmazdı.

O kadar heyecanlı ki.

Karizmam çizilecek diye sevgilisine aldığı gülü elinde tutamayıp oraya buraya sıkıştıran , saklayan gençlere taş çıkartacak cinsinden.

Öyle bir tutuyor ki gülleri.

Bir kerede aşağıda tuttuğunu görmedim hep göğüs hizasında ve bir o kadar gururlu.

İnceliyor bazen. Sonra kokluyor.

Dayanamadım sordum.

– Eşinize mi ?

Evet.

Hayranlıkla bakıyordum.

Sonra ardından aynı ses.

– Yıllar önce kaybettim.

Şimdi; zamanında yapamadığımı yapıyorum..

Aşk, Susmakmış Hikayesi :

Yıllardır sevdiğim, ama bir türlü onu sevdiğimi belirtemediğim bir kız vardı. Ben onun hakkında herşeyi öğrenmiştim, ama o benim hakkımda hiç bir şey bilmiyordu. Varlığımdan haberi bile yoktu. En yakın arkadaşından, gittiği cafelere, içtiği içeceklere, hatta sevdiği müziklere kadar biliyordum. Kısa süreli bir ilişkisi olmuştu, ve sonrasında anlaşamadığı gerekçesiyle ayrılmıştı. En büyük sorunu insanlarla anlaşamıyor olmasıydı. Ve bu yüzden kimse ile, uzun süreli bir ilişki yaşayamamıştı.

Bir gün cafede denk geldik bununla, sonra bir alışveriş merkezinde, sonra da bir konserde. Bir ara çarpıştık, gülümseyerek ‘özür dilerim’ dedi. Konuşamadım bile, dilim tutulmuştu. İlk defa bu kadar çaresiz hissettim kendimi. O da hiç istifini bozmadan gitti.

Bir kaç hafta sonra, aynı cafede gördüm bunu. Yanıma kadar geldi ve oturabilirmiyim dedi, kafamı salladım. Söylenilen aksine, çok uyumlu bir kıza benziyordu. Oturdu ve; ‘geçen gün konserde sana çarptığım için özür dilerim..’ dedi.

Önemi yok bile diyememiştim, gerçekten dilim tutulmuştu ve herkese bülbül gibi konuşan ben ona 2 kelime bile edememiştim. İşte tam o sırada, ‘konuşsana be adam, dilinimi yuttun’ dedi. İşte o anda farklı bir şey oldu, önümdeki adisyonun arkasına ‘benim konuşmak gibi bir kusurum var, kusura bakma’ yazdım. Bana öylece baktı, ama acıyan bir bakış değildi bu. Nasıl yani hiçmi? dedi. Hiç dercesine, bir kafa salladım. Seni öyle görünce, heyecandan konuşamadım, demek yerine böyle demek daha kolayıma gelmişti sanki. Nasıl oldu bu peki dedi, adisyonun arkasına gene bir şeyler yazdım. O soru soruyor, ben adisyonun arkasına yazıyordum. Bu durum onun içinde tuhaf olmuştu, beni farketmeyen o kız, benimle o gün hiç kimsenin ilgilenmediği kadar ilgilenmişti. 2 saat kadar beraber orada oturduk, sonra tekrar buluşmak için sözleştik. 3 gün sonra, aynı saatte aynı cafede buluşacaktık.

Herşey iyi gidiyordu, ama tek sıkıntım ona yalan atmış olmamdı. Bunu ona bu sefer söyleyecektim, çıkıp karşısına ‘seni aylardır tanıyorum, yediğin yemeklerden, çaya attığın 2 kesme şekere, dinlediğin müziğe, hatta gülünce çenende oluşan o çukura kadar herşeyi biliyorum, ama seni görünce dilim tutuldu iki kelime bile edemedim, sende dilinimi yuttun deyince, bu yalana sığındım’ diyecektim ki, farklı bir şey oldu koca bir defter ve bir kalemle geldi oturduğum masaya ve kağıda ‘nasılsın?’ yazdı. Gülümsedim, ‘iyiyim sen nasılsın?’ yazdım. O kağıda bir çok şey yazdık, o an bu yalanı biraz daha sürdürmek istedim.

Derken birbirimize zaman ayırmaya başladık, alışverişe gitmeye, sinemaya gitmeye, hatta hatta beraber konserlere gitmeye başladık. Beraber bir yerlerde yemek yiyor, gecenin bir saatinde dışarı çıkıyorduk. Tam 5 hafta olmuştu ki, ben ona, o da bana çok alışmıştı. İlk elimi tuttuğu an, alfabeyi tersten okuyacak düzeyde konuşabilecek, ona ‘seni çok seviyorum’ diyecek duruma geldim, ama bu durumun bozulmasından korktuğumdan gene sustum.

Bir gün, kulenin oraya gelirmisin? diye mesaj attı telefonuma. Koşa koşa gittim hemen.. Kulenin oradaki banka oturmuş, ağlıyordu. Yanına gittim, el işareti ile ‘ne oldu? ‘ dedim. Bana en cürretkar kelimelerini sarfetti, ‘şu zamana kadar, kimseye duymadığım sevgiyi duydum sana. Hayatıma giren çoğu insanla, anlaşamıyoruz diye ayrıldık. Senin konuşamıyor olmak gibi bir kusuruna rağmen, seni çok iyi anladım. Sende beni çok iyi anladın. Aşk konuşmak değil, anlamakmış, anlaşmakmış meğer dedi.. Ve devam etti, ‘keşke bir kere, bir kere bana seni çok seviyorum diyebilseydin, bunun için herşeyimi verebilirdim’ dedi.

İşte tam o anda, cep telefonumun mesaj kısmına ‘sana bir şey söyleyeceğim, ama bana kızmayacaksın, söz’mü?’ yazdım. Kafasını salladı, ben sana kızabilirmiyim dercesine.

Bütün desibel rekorlarını kırarcasına bir sesle, ‘seni çok seviyorum’ dedim. Bakakaldı bana, eliyle ‘ne oluyor’? dercesine bir görüntüye girdi.

‘Seni çok seviyorum, seni arkadaşlarınla gittiğin o cafeden tanıyorum, yediğin yemeklerden, çaya attığın 2 kesme şekere, dinlediğin müziğe, hatta gülünce çenende oluşan o çukura kadar herşeyi biliyordum, ama seni görünce dilim tutuldu iki kelime bile edemedim, sende dilinimi yuttun deyince, bi anda bu yalana sığınmak zorunda kaldım, kusura bakma dedim’

O kusura baktı, bende yoluma.. Aşk, susmakmış. O an anladım..

Erkan Akagündüz

PAYLAŞ
Önceki makaleÇok Geç Kalmadan
Sonraki makaleMiras